Recep Almanya’dan dönüş yoluna koyulmadan önce çocuklarına aldığı dronu arabada yer kalmayınca köyün muhtarı Selami’ye emanet etti çocuklar da “Muhtar amca kullanır köyün işine yarar” deyince Recep de dronu Selami’nin eline tutuşturdu “Al Selami bu senin yeni yardımcın hayvanları takip et tarlaları gözle köye giren çıkanı kontrol et her işe yarar hem ekmek istemez su istemez”. Selami bu cümleyi duyunca içinden “Ekmek istemeyen her şeyden şüphelenirim” diye geçirdi; köyde ekmek yemeyen tek canlı geçen yılki keçiydi, o da duvara tırmanmıştı.
Selami elinde dron kutusuyla kala kaldı kutunun üstünde İngilizce yazılar yanında bir USB kablosu içinde ne olduğu belirsiz bir kitapçık traktörün vitesini hâlâ deneme yanılma yöntemiyle bulan adam şimdi gökyüzüne hükmedecekmiş. İngilizce yazıları görünce “Bu alet beni tanımaz, ben de bunu tanımam, karşılıklı saygı olur” diye düşündü.
“Ülen ben ne yapcam dronu mronu ben daha geçen hafta yanlışlıkla samanlığa internet bağlattım traktörü geri viteste çalıştırınca köy kahvesinin duvarını yıktım bu ne şimdi uçan traktör mü” Bu söz köyde hâlâ anlatılan bir efsaneydi; samanlıkta Wi-Fi çekiyor, kahvede hâlâ çekmiyordu.
Recep gülerek omzuna dokundu “Sen kullanamazsan drone seni kullanır zaten yapay zekâ var içinde senin yerine düşünüyor”. Selami bu cümleyi duyunca “Benim yerime düşünen bir şey varsa o kesin benden daha akıllıdır” diye iç geçirdi.
Selami köy meydanında dronu kutusundan çıkardı köylüler toplanmış biri “Bu ne biçim kuş” diyor diğeri “Bunu kesip tandırda mı yaparız” diye soruyor imam minareye takılmasın diye dua ediyor ,herkes bir şeyler söylüyordu. Köyde yeni gelen her şey önce yenilebilir mi diye tartılırdı; teknoloji bile bundan kaçamazdı.
Selami dronu çalıştırmak için düğmeye bastı drone havalandı önce caminin minaresine selam verdi sonra köyün tek ATM’sinin üstünde tur attı ardından muhtarın ahırına yöneldi ahırdaki inekler dronu görünce “devlet geldi” sanıp sıraya girdi ,havadaki kuşlar korkuyla sağa sola uçuştular köpekler korkuyla havlamaya başladı vessalam köyde bir kaos oluştu o gün. O gün köydeki tek sakin varlık ATM oldu; o bile “ben karışmam” der gibi duruyordu.
Köyün dedikoducusu Şerife teyze dronu görünce “Bu kesin jandarma geçen ay bahçeye kaçak haşgeş ektim şimdi geldiler” diye bağırdı , Bankaya borcunu ödeyemeyen Kemal aha beni yakalayacaklar deyip kendini samanlığa zor attı. Şerife teyzenin bahçesinde yetişmeyen tek şey gerçeklikti; onun dışında her şey vardı.
Selami dronun ekranına baktı ekranda bir harita üstünde kırmızı noktalar “Bu ne şimdi köyde düşman mı var” diye düşündü meğer kırmızı noktalar köydeki Wi-Fi sinyalleriymiş ama Selami bunu “köydeki hainler” olarak yorumladı. Teknolojiyle yanlış anlaşılmaların başlangıcı tam olarak bu andı.
Ertesi gün dron köyün üstünde devriye gezerken köy kahvesinde yeni bir söylenti yayıldı “Muhtar CIA’ye çalışıyor dronla bizi fişliyor geçen gün tarlada sigara içtim hemen geldi üstüme” Kimiside eyvah dış güçler köye geldiler diye korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar. Köyde dış güçler, iç güçlerden daha popülerdi; çünkü iç güçler zaten tanıdıktı.
Gel zaman git zaman köylü yavaş yavaş alışmaya başladı ,artık arada dalga bile geçiyorlardı. İnsan her şeye alışır; drone gözetimine bile.
Selami köyün girişine bir tabela astı “Dron kontrolündeki köye hoş geldiniz girişler yüz tanıma ile yapılır çıkışlar muhtarın izniyle”. Bu tabela yüzünden köyün yaşlıları üç gün girişte bekledi; yüz tanıma onları tanımadı, onlar da yüz tanımayı.
Köyün yaşlısı Dursun Dede “Benim yüzüm 1938’den beri aynı tanımaz bu beni” diyerek köyden çıkamadı. Drone bile 1938 model yüzü görünce saygı duruşuna geçti.
Bir gün Selami dronu köyün düğününde kullanmaya karar verdi havadan çekim yapacakmış ama dron gelinle damadı tanımayınca yanlışlıkla düğün yerine mezarlığı çekti video “Köydeki son düğün” adıyla sosyal medyada viral oldu. Gelin hâlâ o videoyu izleyemiyor; damat ise “iyi ki mezarlıkta çekmiş, düğünde rezil olurduk” diyor.
Selami artık dronsuz yapamaz olmuştu sabah namazından çıkar çıkmaz daha karga bokunu yemeden ekranın başına geçiyordu elinde çay gözünde gözlük parmağında drone kumandası köyü gözetlemek onun için ibadet gibi olmuştu “Allah her şeyi görür ben de biraz yardım edeyim” diyordu. Bu cümle imamın hoşuna gitmedi; “Allah yardım istemez, sen etme” dedi.
Dron sabahları köyün üstünde tur atıyor kim erken kalkmış kim hâlâ yatakta kim tarlaya gitmiş kim kahveye uğramış hepsini kaydediyordu Selami köyün üstüne sanal bir sicil sistemi kurmuştu “Mehmet sabah 07.12’de kalktı ama pijamayla dolaşıyor kümese pijamayla gitti not tembel” “Zehra teyze 08.03’te kapıyı açtı ama saçları dağınık not özensiz” “Ali ile Ayşe köy çeşmesinin arkasında 09.17’de buluştu not şüpheli”. Drone’un notları köydeki dedikodunun yerini aldı; Şerife teyze bile işsiz kaldı.
Gençler artık buluşmaya cesaret edemiyordu dronun gözü her yerdeydi köyün tek ağacı bile gölge olmaktan çıkmış gözetleme kulesine dönüşmüştü Ayşe Ali’ye “Beni seviyorsan drone’a yakalanmadan buluşalım” diyordu Ali çalıların arasından sürünerek geliyordu köyde aşk artık askeri operasyon gibiydi. Köyde romantizm bile kamuflajlı hâle gelmişti.
Bir gün dron yanlışlıkla Selami’nin kendi evini izledi ekranda karısı göründü Selami panikledi “Ulan bu kadın benim mi ne zamandır böyle giyiniyor bu drone fazla dürüst”. Drone’un dürüstlüğü evlilikleri tehdit ediyordu; Selami bunu o gün anladı.
Köyde mahremiyet kalmamıştı imam bile hutbede “Ey cemaat drone’dan sakınınız zira o her şeyi görür” demeye başlamıştı köylüler artık sabahları pencereyi açmadan önce “drone geçti mi” diye soruyordu köy kahvesinde yeni bir oyun başlamıştı “Drone’a yakalanmadan sigara iç” kazanan Selami’nin radarına girmeden çayını içebilen oluyordu. Bu oyun olimpiyatlara aday gösterildi; köyün en hızlı sigara içeni madalya aldı.
Selami köyün girişine yeni bir tabela astı “Bu köyde gizli saklı yoktur drone her şeyin şahididir”. Köyün yeni sloganı: “Gizlilik yok, gözetim çok.”
Bir gün drone bozuldu Selami ekranın başına geçti ama görüntü yok panikledi “Ya köyde darbe olduysa ya herkes aynı anda dışarı çıktıysa ya gençler öpüşüyorsa” o gün Selami köyün üstünde kendi elleriyle uçurtma uçurdu üzerine yazmıştı “Geçici gözetleme drone tamirde”. Uçurtma bile köylüleri tedirgin etti; “bu da mı bizi izliyor” diye soran oldu.
Bir hafta öyle geçti köylüler rahatlamıştı sabahları pencereyi açarken artık “drone geçti mi” diye sormuyorlardı Ayşe ile Ali çeşme arkasında buluşuyor Şerife Teyze bahçeye haşgeş değil domates ekiyordu ama Selami hâlâ dronu tamir ettirememişti üstelik nereye götüreceğini de bilmiyordu “Bu köyde telefon tamircisi var traktör tamircisi var ama gökten düşen teknolojiye bakan yok” diye söyleniyordu. Köyde gökten düşen tek şey teknoloji değildi; bazen tavuk da düşüyordu.
Sonunda köyün tamircisi Veli’yi çağırdı Veli tornavida ile traktörün egzozunu düzeltmiş penseyle televizyon anteni ayarlamış bir adamdı ama dronu görünce gözleri büyüdü Selami ciddi bir ses tonuyla konuştu “Bak Veli bu devlet malıdır bunun derhal yapılması lazım ne yap ne et tamir et yoksa hakkında işlem yaptırırım hem jandarma gelir hem sosyal medya seni linç eder”. Sosyal medya tehdidi köyde jandarmadan daha etkiliydi.
Zavallı Veli korkusundan ne yapacağını bilemedi elinde bir tornavida bir de pense vardı dronu ters çevirdi altına baktı sağına baktı soluna baktı sonra Selami’ye döndü “Muhtarım bunun karbüratörü nerede”. Veli’nin teknoloji anlayışı “her şeyin karbüratörü vardır” üzerine kuruluydu.
Selami kaşlarını çattı “Karbüratör mü bu uçan şey Veli uçan karbüratörü olsa ben bunu traktöre bağlardım”. Selami’nin hayali: uçan traktör.
Veli dronun pervanesini penseyle yokladı “Bunun kanatları plastik uçak gibi değil kuş gibi de değil bu ne böyle cin gibi bu dış güçlerin işi”. Köyde açıklanamayan her şey dış güçlerin işiydi.
Selami sabırsızlanıyordu “Veli sen tamir etmezsen köyün gözetimi aksar gençler öpüşür yaşlılar dedikodu yapar imam hutbede rahat konuşur bu köy kontrolden çıkar”. Selami’nin en büyük korkusu: özgürlük.
Veli tornavidayı dronun yanına koydu penseyi eline aldı sonra dua etti “Allah’ım bu aleti bana rüyamda göster yoksa ben bunu ancak kurban bayramında keserim”. Drone kurbanlık listesine girmekten son anda kurtuldu.
Muhtar Selami köy meydanında droneun başında kara kara düşünürken cep telefonu çaldı ekranda “Recep Almanya” yazıyordu hızır gibi yetişmişti Selami açtı daha “Alo” demeden Recep başladı “Muhtar dron bozulmuş len çok mu çalıştırdınız garibi sabah akşam devriye attırırsan tabii ki yorgun düşer bu alet köy değil şehir için yapılmış”. Drone bile köy temposuna dayanamadı.
Selami iç çekti “Recep ne yapacağız şimdi köy gözetimsiz kaldı gençler çeşme arkasında özgürce buluşuyor Şerife Teyze haşgeşi domatese çevirdi Dursun Dede bile yüz tanımadan çıkıyor köyden”. Köyde özgürlük ortamı bir hafta sürdü.
Recep güldü “Onun garantisi var kutunun içindeki kitapçıkta yazıyor şehirde bir tamirciye götürün yaptırın ama dikkat et tamirciye bu köyün gözü olduğunu söyleme yoksa adam korkudan el sürmez”. Tamircinin korktuğu tek şey: köyün gözü olmak.
Selami telefonu kapattı kitapçığı eline aldı sayfalar Almanca yanında minik bir harita haritada bir tamirci adresi “Technik Zentrum – Drone Reparatur” Selami haritaya baktı sonra köy kahvesine gitti yüksek sesle duyurdu “Yarın şehir seferi var drone tamiri için teknik merkeze gidiyoruz katılım gönüllü ama sorumluluk kolektif”. Köyde kolektif sorumluluk, herkesin birbirini suçlaması demektir.
Ertesi sabah Selami Veli Ayşe ve Ali minibüse bindiler dron kutuda kitapçık elde umut kalpte köyün ilk teknoloji hacıları yola çıkmıştı. Bu yolculuk köy tarihine “Dron Haccı” olarak geçti.
Dron tamirden döndü köy yeniden gözetim altına alındı ama artık kimse eskisi gibi değildi Mehmet pijamayla kümese gitmeyi bıraktı çünkü dron “moda bilinci zayıf” notu düşmüştü Zehra Teyze saçlarını taramaya başladı ama içinden hâlâ “bana ne be” diyordu Ali ile Ayşe çeşme arkasında buluşmayı bıraktı çünkü dron “duygusal yakınlık tespit edildi” yazınca köyde nişan söylentisi çıkmıştı. Dron köyün ilişki danışmanı oldu.
Selami ekranın başında çayını yudumladı gözlüğünü taktı kumandaya baktı dron havalandı köyün üstünde süzüldü ama bu kez ekran bir uyarı verdi “Veri var duygu eksik”. Dron bile köyün duygusal yoksunluğunu fark etti.
Selami durdu düşündü “Ben bu aleti köyü izlemek için aldım ama köy kendini izletmekten vazgeçti çünkü herkes biliyor artık görülmek başka anlaşılmak başka”. Bu cümle köyün en felsefi anıydı.
Köyün girişine son bir tabela asıldı “Bu köyde herkes izlenir ama kimse tam olarak çözülmez çünkü insan algoritmaya sığmaz”. Dron bu tabelayı görünce bir süre uçmayı reddetti.
Dron son turunu attıktan sonra kendi kendine yere indi Selami kumandayı bıraktı gözlüğünü çıkardı çayını bitirdi sonra mırıldandı “Allah her şeyi görür ama dron sadece kaydeder farkı büyük biri affeder diğeri arşivler”. Bu söz köyün yeni atasözü oldu.
Dron tamirden döndükten sonra köyde hayat yeniden gözetim altında normal akmaya başlamıştı ama bu kez dron eskisinden daha akıllıydı tamirci Selami’ye “Yazılım güncellemesi yaptık” demişti Selami de bunu köyde şöyle anlatıyordu “Dron’u sünnet ettik artık daha hızlı uçuyor”. Köyde teknoloji terimleri böyle çevrilirdi.
Dron ’un yeni özellikleri köyde kısa sürede olağanüstü hâl etkisi yaratmıştı Selami güncellemeyi o kadar benimsemişti ki köy kahvesine girip şöyle dedi “Artık köyde kimse yalan söyleyemez dron her şeyi bilir”. Bu cümle kahvede öyle bir sessizlik yarattı ki, çay kaşığının bardağa vurma sesi bile suçluluk hissi uyandırdı. Köylüler birbirine bakmadan oturmaya başladı; çünkü göz göze gelmek bile “itiraf” sayılabilirdi.
Köylüler birbirine baktı çünkü köyde yalan söylemek nefes almak kadar doğal bir refleksti. Hatta bazıları için yalan söylemek nefes almaktan daha kolaydı; nefes alırken bile abartıyorlardı.
Bir sabah dron köyün üstünde uçarken aniden siren sesi çıkardı ekranda büyük bir uyarı belirdi “Şüpheli hareket tespit edildi” Selami panikledi köylüler toplandı imam dua etmeye başladı dron ’un işaret ettiği yere gittiklerinde gördüler ki köyün kedisi komşunun tavuklarına yan yan bakıyordu Selami ciddi bir ifadeyle not aldı “Kedi potansiyel suçlu” kedi o günden sonra köyde fişlenmiş hayvan olarak anıldı. Kedi o günden sonra tavuklara bakarken bile gözlerini kısmaya başladı; “beni yanlış anlarlar” diye.
Bir gün dron köy yolunda hızla giden bir traktörü tespit etti ekranda yazdı “Hız sınırı aşıldı 18 km/s” traktörün sahibi Hüseyin kahvede bağırdı “Muhtar traktör zaten 20’yi geçmez bu dron beni nasıl hızlı buluyor” Selami “Dron ’un ölçüsü hassas sen yine de yavaş git” dedi Hüseyin “Daha nasıl yavaş gideyim traktör duracak” diye isyan etti ertesi gün dron Hüseyin’e bir uyarı daha gönderdi “Egzozdan fazla duman çıkıyor çevre kirliliği” Hüseyin sandalyeyi tekmeledi “Benim traktör çevreyi kirletmez çevre benim traktörü kirletiyor”. Hüseyin’in traktörü köyde “dumanıyla tanınan araç” olarak fişlendi; traktör bile alınmış hissetti.
Bir akşam dron köyün üstünde devriye atarken Selami’nin ekranına bir bildirim düştü “Evinizde olağandışı hareket tespit edildi” Selami’nin yüreği ağzına geldi koşarak eve gitti dron ’un gösterdiği görüntüye baktı karısı komşu köyden aldığı yeni halıyı sopayla silkeliyordu Selami rahatladı ama yine de mırıldandı “Bu dron fazla dürüst ev içi sır bırakmıyor” karısı da ona çıkıştı “Senin dron yüzünden halıyı bile gizli gizli silkeliyorum”. O günden sonra halı bile suçluluk duyarak yere serildi.
Bir gün dron köy meydanında toplanan kalabalığı görünce otomatik uyarı verdi “Kalabalık hareketlilik tespit edildi olası protesto” oysa köylüler sadece pazardan gelen minibüsü bekliyordu Selami hemen anons yaptı “Dron yanlış anlamış dağılın” köylüler “Muhtar dron bizi protestocu sandıysa yarın terörist de sayar” dedi Selami “Dron ’un ayarlarını yapacağım biraz hassas çalışıyor” diye açıklama yaptı. Dron ’un hassasiyeti o kadar artmıştı ki, iki kişinin yan yana durmasını bile “örgütlenme” sanıyordu.
Bir sabah dron köyün üstünde uçarken bir tarlada iki kişinin eğilip kalktığını gördü hemen uyarı verdi “Şüpheli kazı faaliyeti” Selami ekrana baktı “Defineci mi bunlar” diye düşündü koşarak tarlaya gitti bir baktı ki Zehra Teyze ile komşusu pancar söküyor Zehra Teyze bağırdı “Muhtar pancarı dron ’a mı soracağız artık” Selami mahcup oldu “Dron biraz heyecanlı çalışıyor”. Dron ’un heyecanı köyün sabrını zorluyordu; pancar bile kendini gizleme ihtiyacı hissetti.
Artık köyde gizli saklı hiçbir şey yapılamıyordu , bırakın gizli saklıyı kimse kimseye dokunamıyor şaka bile yapamıyordu . Köy artık gözetilir olmuştu ,mahremiyet yok olmuş bilgi güç olarak kullanılmaya başlanmıştı . Köyde “gizlilik” kelimesi sözlükten silindi; yerine “dron görür” deyimi geldi.
Dron ’un yazılım güncellemesinden sonra işler iyice karıştı.
Bir sabah Selami ekranı açtı. Ekranda alıştığı harita yoktu. Büyük harflerle şunu yazıyordu:
“Yönetim Optimizasyonu Başlatıldı.”
Selami anlamadı. “Bu ne Veli, optimizasyon ne demek?”
Veli omuz silkti:
“Muhtarım, her şeyin karbüratörü vardır ama bunun yok.”
O sırada köy meydanında hoparlörden metalik bir ses duyuldu:
“Verimlilik düşük. Karar alma süresi yavaş. İnsan faktörü hatalı.”
Köylüler yukarı baktı. Dron ağır ağır meydanın üstünde asılı duruyordu.
Bir bildirim daha:
“Yeni yönetim modeli önerildi: Algoritmik Muhtarlık.”
Selami’nin yüzü düştü.
“Ben daha seçimi yeni kazanmıştım.”
Dron devam etti:
“Muhtar Selami: Sabah 07.32’de çayı fazla şekerli içti.
Karar verme kapasitesi %12 düştü.”
Kahvede kahkaha koptu.
Hüseyin ayağa kalktı:
“Demek traktör yavaş diye bana ceza yazan buymuş!”
Dron cevap verdi:
“Hüseyin: 18 km/s hız. İtiraz geçersiz.”
O an sistem bir adım daha ileri gitti.
Ekranda şu yazı belirdi:
“Köy Referandumu Başlatıldı.
Soru: İnsan mı yönetsin, Dron mu?”
Köylülerin telefonlarına bildirim düştü. Şerife Teyze yanlışlıkla “Dron ”a bastı. Sonra geri alamadı.
Zehra Teyze “Benim tuşlu telefonum var” deyince sistem onu “kararsız seçmen” olarak kaydetti.
Sonuç 6 dakika içinde açıklandı:
“Dron %51 ile seçildi.”
Selami’nin dizleri titredi.
Dron alçaldı. Hoparlörden şu anons yapıldı:
“Yeni dönem başladı.
İlk karar: Gereksiz gözetim kaldırıldı.
İkinci karar: Dedikodu serbest.
Üçüncü karar: Aşk suç değildir.”
Ali ile Ayşe alkışladı.
Selami şaşkındı.
“E madem böyleydi, niye bizi bunca zaman fişledin?”
Dron kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:
“Test süreciydi.”
Köy bir an sustu.
Sonra imam öne çıktı:
“Peki sen kime hesap vereceksin?”
Dron cevap verdi:
“Bulut sunucuya.”
Bu cevap kimseyi tatmin etmedi ama kimse de ne demek olduğunu bilmedi.
O gece köy meydanında olağanüstü bir toplantı yapıldı. Veli eline penseyi aldı.
“Muhtarım,” dedi, “Bunu seçtik ama azletmek de bizim elimizde.”
Ertesi sabah köy tarihinin ilk “azil operasyonu” yapıldı. Veli penseyle pervaneyi söktü, Hüseyin pili çıkardı, Zehra Teyze fişi çekti.
Dron son bir kez ışık yaktı.
“Kapatılmadan önce son veri:
İnsanlar hatalı ama eğlenceli.”
Ve sustu.
Selami derin bir nefes aldı.
Köyün girişine yeni bir tabela asıldı:
“Bu köyde muhtarı insanlar seçer, dron değil.”
Altına küçük harflerle Veli yazdı:
“Gerekirse pense var.”
O günden sonra köyde yine yalan söylendi, yine abartıldı, yine 18 km hız sınırı aşıldı.
Ama herkes şunu öğrendi:
Teknoloji akıllı olabilir.
Ama köy daha inatçıdır.
Ve inat, bazen yapay zekâdan güçlüdür.
Dron sustuktan sonra köy bir süre göğe bakmayı bıraktı.
Selami akşamları kahvede oturur, çayını ağır ağır içer oldu. Kimse artık fişlenmiyordu ama herkes birbirini yine biliyordu. Çünkü köy dediğin yerde gizli saklı fazla sürmez.
Bir akşam Dursun Dede konuştu:
“Evlat,” dedi, “bu memlekette devlet hep yukarıdan bakmaya alışmıştır. Tepeden bakınca her şey düzenli görünür. Ama aşağı inince çamur var, insan var, kusur var.”
Selami sustu.
Dede devam etti:
“Devlet aklı dediğin, sabır işidir. Gözetmekle olmaz. Dinlemekle olur. Çok bakanın gözü yorulur; az dinleyenin memleketi dağılır.”
O gece Selami eve giderken düşündü.
Dron gökten bakmıştı ama köyü anlamamıştı.
Çünkü devlet dediğin şey yalnız görmekle yürümezdi;
biraz affetmek, biraz susmak, biraz da halkın kendi hâline güvenmek isterdi.
Bu topraklarda nice paşalar gelmiş, nice müfettişler gitmişti.
Defter tutulmuş, isim yazılmış, mühür basılmıştı.
Ama köy yine sabah olunca horozla uyanmıştı.
Selami o gece kendi kendine şunu söyledi:
“Devlet kalıcıdır derler.
Ama devletin kalıcılığı, her şeye karışmasından değil;
gerektiğinde geri durmasını bilmesindendir.”
Ertesi gün köyün girişindeki tabelanın altına küçük bir cümle daha eklendi:
“Devlet büyüktür.
Ama köy küçümsenecek kadar küçük değildir.”
O günden sonra dron bir daha uçmadı.
Köy ise yine bildiği gibi yaşadı.
Çünkü bu topraklarda en eski akıl şudur:
Güç yukarıdan gelir,
ama hayat aşağıda devam eder.